Size kendimi iyi hissettiğim bir yerden bahsetmek istiyorum, isim vermeden; olur da birileri orayı ararken burayı bulur, çırılçıplak hissederim sonra (gene). Neyse, aramızda işte..
Yaşadığım yerde bir kozmetik dükkanı var : iki katlıydı, küçülen her şey gibi o da giriş hizasında kaldı. Kaldığı tek yer burası değil, içinde teyzenizin bekarken kullandığı parfümler var. Catherine Arley, Viva Caprio, Dolce Vita..Dayımızı da unutmayalım değil mi? Yenge sayımız çok basamaklıyken, evden çıkmadan önce çıtır dayımız bir salınırdı : mmmhh Old Spice! Malibu şişesi gibiydi, hala öyle. Babaanne evindeki kolonyayı da unutmayalım : PErizat-REsmiye-JAle. Tabii sonrasında böyle olmadığını öğrendik, merak ediyorsanız araştırırsınız, ilk cümlemde belirttiğim sebeplerden detaya girmek istemiyorum.
Peki neden bu dükkanı bu kadar seviyorum ? Değişen her şeye rağmen, boyutu dışında hiç bir şeyi değişmediği için. Bir de zamanda yolculuk hissi veriyor ; bir yansıtıcı ya da aynayla karşılaşmayıp zamana direnememiş yüzümü görmediğim sürece o en masum yıllarıma geçtiğim bir tünel gibi ürünler arasındaki turum. Ne yaşamadığıma umutlanıp, ne yaşadığımı unutabildiğim bir yer. Zaten Suriçi'nden çıkamama sebeplerimin başında bu geliyor : Özümden uzaklaşmayı istememem ve değişimden kaçınmam. Çünkü bir şey benim için yeterliyse bunu değiştirmek ya da daha modern bir tabirle ifade etmek gerekirse "güncellemek" gerekmiyor. Yeni olanlar da zaten eskimişlerden bile daha iyi değil ve değersiz hissediyorum böyle olunca. Yine akranlarıma selam göndermek gerekirse, sağ olsunlar her buluşmamızda Fatih-Harbiye romanından geçiyorum. Ve bugünün zekadan nasibini almamış çocukları hep benim zamandaşlarımın mahsülleri. Zaten yine benim minnoş çevremdekilerdir her şeyin altına beyaz spor ayakkabı giyip honki ponki attaalara giden.
Çocukluğumda iki üç kanal arasından denk geldiği için mecburen bakmak zorunda kaldığım aptal kutusundan kardelen gibi çıkardı o kadınlar : etek-bluz-ceket-topuklu ayakkabı.. arkadan bakıldığında herkes anatomik olarak cinsini yansıtırdı. Cinsiyet tabiri ML ile ifade edilen dolgulardan ibaret değildi. Her şeyden öte, erkekler kadınlarla rekabet etmedikleri için bu kadar zorbalamazlardı. Yaşanan ilişkiler kişiye özeldi, sıradanlaştırılmadan sevilirdiniz. Standardize olduğun için değil, üst üste binmiş dişlerin güldüğünde seni öne çıkardığı için. Şu an siz bozulmadan eski sistemle özelleştirilmiş bir sevgi,saygı ve nezaket paketi sunsanız, paketi nereye koyacağını bilmiyor "insanlar." Sonra neden "yalnız"sın? Neden uyum sağlayayım peki ?
Öncelikle şunu belirteyim ki : yalnız değil, sadece yalınım. Tabii yalnızlıkla demek istediğiniz fiziksel ise o konuda da başına "kalifiye"eklemek isterim. Ben ne zaman kendimi anlatmayı bıraktım, yaşam daha bi yaşanılası oldu. Beyinler arasındaki dönülmez kavşaklardır zaten bir insanı diğerlerinin betimlediği yalnızlığa sürükleyen..hem öyle kalabalığız ki biz burada, sadece sizlere benzemediği için anlamlandıramıyorsunuz..işte tam da burada -ayrıştığımız noktada- mahkumiyet gibi başlayıp mükafata dönen yalnızlığım en iyi dostum oldu.
Sizler ayrıştıkça, ayrıldık birbirimizden..yalnızlıkla yalın, yekvücut olduk.
Akut sosyallik sundum kendime, gerisi kronik yalnızlık ama en kalabalığından.
Yanlışlarımı suladınız, senkronize bile olamadık en azından "yalnız" yazarken..
Anlayana..